|
deniz denizwrote:
Cenazeme Gelir misin?
Biliyorum, hiç beklemiyordun bu daveti. Ansızın geliverdi değil mi? Ansızın vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl şimdi. Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi, bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin 'az sonra'lar havada asılı kaldı. Hüznün ölü kelebekleri kıpırdadı, sızılandı. Aşinâlığın tadı bozuldu; acının ketum, kekre sütunları devrildi göğsüne. Başını yasladığın uzun saatler, uzanıp uyuduğun bitmez günler vaadlerini yerine getiremeyeceklerini söylediler; yüzleri yerde, mahçup. Oyala(n)dığın ağaç gölgeleri çekildi üzerinden. Avunduğun/avuttuğun haz perdeleri parelendi. Gözlerini ıslatamadan giden yağmurlar elindeki şemsiyeyi uçurdu. Konforunu bozmamak için parmak uçlarına basa basa odana gören, kalbini kanatmadan usulca gidiveren uzak acılar yakana dolandı şimdi. 'Daha dün konuşmuştuk ama...' diyorsun. 'Ama nasıl olur!'lar çekip çekiştiriyor iki yakanı. 'Hiç beklenmedik bir ölüm!' 'Vakitsiz' 'Erken!' 'Sürpriz!' İşine ara vereceksin bugün... Kocaman bir pürüz olup çıkıverdim karşına. Hızını kestim hayatının. Üzerine saldım kaygılarını. Köşe bucak kaçtığın korkulara sobelettim seni. Ölümle arana koyduğun duvarı yıktım. 'Ölüm bize de yaklaşırmış/yakışırmış' dedin. 'Ölmesi kanıksanmış, ölünesi bir yaştayız artık.' 'Rahmetli...' sıfatını ismimin üzerine yumuşak bir şal gibi atıvereceksin. İki yakasında da eksiğim İstanbul'un. Vapurların hiçbiri beklemiyor beni iskelede. Ben öldüm diye şeritleri eksilmedi otoyolların. Şimdiye kadar hep başkalarıydı ölen. Hayret! Ben öldüm bu defa... Şimdilerimin hiçbirine dokundurmadığım, yarından sonrasına bile yaklaştırmadığım ölüm şimdi/m oluverdi. Oysa, oysa...Gitsen de bir gitmesen de bir; bir cenaze olurdu camilerden birinin avlusunda. Belki bir kalabalık çıkagelirdi önüne... Bir sokağın başında. Yol kenarında, gözünü sakındığın mezarlığın giriş kapısında. 'Nasılsa, ölen biri çıkar bu şehirde her gün!' diye kanıksadığın. Adını bile sormaya zahmet etmediğin. Eksilenin kim olduğuna aldırış etmediğin. Gitti diye üzülmediğin birinin cenazesi işte. Aynı manzara, aynı tabut, aynı üzgün yüzler. Aynı güneş gözlükleri. Ağladığı mı, yoksa ağlayamadığı mı anlaşılmasın diye saklanan gözler. Sanki hayatın ortasında duran ölümü inkâr etmek için göz göze gelmemeler. Sıradan bir cenaze yani. Seni bilmem ama ben bu cenazeye mutlaka gitmeliyim. Ayıp olur, çok ayıp... Davetlilerin yüzüne bakamam sonra. Dediği gibi şairin, bir musallâlık saltanatım bu benim. Başroldeyim. Toprağa konulacak adam rolü benim. Ardından ağlanılacak adamı ben oynayacağım. Hiç itirazsız karanlığa uzanmak bana düştü bu defa. Üzerine toprak atılan adamı... Unutulmuşluklar altında yüzü erimeye bırakılan adamı... Hüzünlerin münasebetsiz müsebbibi olacak adamı... Ayakkabısı kendisini beklerken bağları çözülecek adamı.... Elbiseleri evden çıkarılacak adamı... Ben oynayacağım. Yatağı soğuk kalacak adamı... Akşam eve dönmeyecek adamı... Kapıyı çalması beklenmeyecek adamı... Sofrada yeri olmayacak adamı... Adı telefon rehberinden silinecek adamı... Şehrin dudaklarından yarım ağız çıkmış bir hece gibi önemsizleşecek adamı.... Ben oynayacağım. Sevinçlerin ortasına en fazla bir hıçkırık gibi sokulsa bile hatıraların eşiğinden yüz geri edilecek adamı... Resmine bakıp bakıp da ağlanacak (yoksa ağlanılmayacak mı?) adamı... . 'Adı neydi.... Hani....!' diye yokluğu kanıksanacak adamı.... Soluk bir resimde mahzun bir tebessümün ardında aşklarını saklayan, susturan adamı... Ben oynuyorum bugün... Sahnedeyim. Beklerim. En öndeki olmalısın ayakta duranların. En dik duranı. İşte davetiyen: Canını çok seven, her günün sabahında burada sonsuzca yaşayacağına yeniden kanan, her lezzetin tükenişinde ölümün yanına uğradığını unutan, her hazzın zirvesinde yakasındaki ölümlü etiketini isteyerek düşüren, her yaz sıcağında içi dünyaya iyiden iyiye ısınan, doğduğu yılın rakamının büyüklüğünün kendisini kabirden uzak tuttuğunu sanarak avunan, kalbinin her atışında ölümlerden döndüğünün farkında olmayan, damarlarının bir köşesinde ansızın geliverecek pıhtılardan yapılmış veda haberleri saklayan, ayrılıkların çatlaklarından giren hüzünleri ölümün nefesi gibi yudumlayan, sevenlerinin gözlerinin ışığına sığınarak ısınan, unutulmayı, yok sayılmayı en ürkütücü uçurum bilen, güzelliğini aynaların kırıklarında arayan, toprağa girmeye üşenen, uzun süredir aramızda yaşayan dostumuz, arkadaşımız, sırdaşımız, kardeşimiz, babamız, evladımız, şimdilik unutmayacağımızı umduğumuz, bir süre unutmaktan utanacağımız, sonra unutacağımız, en sonunda unuttuğumuzu da unutacağımız senai demirci doğduğu gün yakalandığı fanilik hastalığından, uzun süredir yatalak olmasına yol açan 'her nefis ölümü tadacaktır!' yarasından, ömür boyu sancısını çektiği amansız yaşama rahatsızlığından kurtulup aramızdan ayrıl[maya ayarlan]mıştır. Cenazesi -umulur ki- en uzak zamanda, sızılarının köşe başlarında kılınan cenaze namazını takiben kaldırılacak, gözünden (belki gönlünden) uzak bir yerde unutuluş toprağına gömülecektir. Senai Demirci "Hayat Bir uykudur, ölünce uyanir insan; sen erken davran öleden önce uyan" Öldüğüm gün tabutum yürüyünce,bende,bu dünya derdi var sanma Bana ağlama,”Yazık-yazık,vah-vah demeŞeytanın tuzağına düşersen vah-vah’ın sırası o zamandır,yazık-yazık o zaman denir Cenazemi gördüğün zaman”ayrılık-ayrılık”demeBenim buluşmam,görüşmem o zamandır Beni mezara koyunca”elveda”demeye kalkışmaMezar cennet topluluğunun perdesidir Batmayı gördün ya,doğmayı da seyretGüneş’le ay’a,batmadan ne ziyan gelir ki? Sana batma görünür amma o,doğmadır,parlamadırMezar,hapis görünür amma can’ın hapisten kurtuluşudur Yere hangi tohum ekildi de bitmedi,yetişmedi?Niçin insan tohumuna gelince bitmeyecek,yetişmeyecek zannına düşüyorsun? Hangi kova suya salındı da dolu olarak,çekilmedi? Can Yusuf’un,kuyuya düşünce niye ağlasın? Bu tarafta ağzını yumdunmu,o tarafta açÇünki artık hay-huyun mekânsızlık aleminin boşluğundadır (Mevlana)
5 days ago
|
|
|
deniz denizwrote:
Arı sabrı “Derdi bal olanın, sabrı dağ olmalı”
Sen sadece bal yapmayacaksın ki, ey kovan hasretiyle yanarken bile güzellikleri gönül havanında dövüp, akıllara durgunluk verici mahsule çevirmesini bilen arı Sen peteğine kâinatı sığdırıp, kanatlarında arşı taşımanın örneğini verecek, konduğun her çiçeğin lisanını çözmeye çalışacaksın Çiçeklerin narin yapraklarına buseler kondururken onlara sevgi sıcaklığını kana kana tattıracak, köklerin kara topraktan emdiği suyu, havadan bir nefes, güneşten bir yudum alarak, o güzel kokuya, o muhteşem renge ve o tarifsiz tada dönüştüren nebatın özünde, Yaratan’ın gücünü bulup tefekküre dalacaksın Tefekkürü, zerrede Allah’ı bulma, görme, tanıma ve kavrama sanatı olarak göreceksin ‘Çözümü varsa ben çözer, yolu varsa ben bulurum’ diyeceksin Ne yolunun üstündeki engelleri kaldırmakta basiretsiz gördüğün dünü suçlayacak, ne de, ‘Yeter artık gerisini de benden sonra gelen yapsın!’ kolaycılığına kaçacaksın Çünkü sen ideal dava eri olmanın üstün vasıflarını üzerinde taşıyorsun ve yüklendiğin bu mukaddes yük, Her durduğunda sırtında şaklayan bir kamçı, Her adımında sana bu yükü yükleyenin sevgisini katre katre sunan bir kâse, Her yorgunlukta seni teselli eden efsunlu bir dokunuş olacak Yolunun üstüne her zaman, usaresi bol çiçekler çıkmayacak tabi Nice kuru dikenlerden bir zerre bal almak için gezecek, yüzün gözün tırmıklar içinde dönecek, ama ‘Eyyüp sabrından’ bir nebze sergilemenin heyecanını, lezzetini yaşayacak, yüzündeki her çiziği, gayretinin silinmez şahidi olarak şerefle taşıyacaksın Üzülme, gün gelip, sana balın zerresini vermemekte direnen nebat, bahtsızlığına yanacak İşin zor, yükün ağır, fakat bu, imkânsızı lûgatinden silenler için mühim değil Her güzel iş için kollarını sıvadığında, bir hain el, göz kapaklarına kilolarca ağırlıktaki uykuyu asacak Üst kirpik, alt kirpikle yıllardır hasret çeken sevdalılar gibi buluşacak Birbirinden ayrılmamak için sarılacak Yüklendiğin misyonun büyüklüğünü düşünerek, kirpiklerini birbirinden ayırmaya, göz bebeğine, vazifenin üstünde çalışabilecek bir aralık açmaya gayret edecek ve mutlaka başaracaksın Gecelerin ilerleyen vakitlerinin derin karanlığını aydınlığa çeviremeyen hiçbir gayret başarıya imza atamaz Çilesinin doruğuna çıkmadığın hiçbir davadan netice bekleme, zîrâ Rabbim, ızdırabını yaşamadığın, külfetini çekmediğin nimeti nasip etmez Korkma, yanına vardığın, üstüne konduğun ve çiçeklerine buse kondurduğun hiçbir bitki senden incinmeyecek Sen, misafiri eli boş çevirmemek adına sana kucağını açan her bitkinin çoğalmasına, gümrahlaşmasına vesile olacaksın Sana damla veren, senden derya kazanacak Her ne kadar yaptığın baldan, usaresini aldığın çiçekler değil, başkaları istifade edecek ise de, sen de çiçeklerin seni tanımasına ve çoğalmalarına vesile olacaksın Ucuz kahramanlıklara asla iltifat etmeyecek, gün gelip ejderhaların üstüne yürüyecek, gün gelip yaban arılarının uzağından sıvışacaksın Sana, camiana, misyonuna zararı olan hiçbir zevkin içinde olmayacak, tûl-ı emelle dolmayacaksın Ve bu sabrının karşılığında, kara bir kovanın içinde, hesap makinesiz, metresiz, cetvelsiz, gönyesiz, iletkisiz, logaritmasız, türevsiz, integralsiz, hep birbirinin aynı mükemmel altıgenlerinle akıllara durgunluk veren bir eser ortaya koymanın huzuruyla ödüllendirileceksin Sadece şekille mi? Hayır, lezzet üretmek üzere kurulan fabrikaları kıskandıran bir tatla, kokuyla, kıvamla, besin değeri ve kalori özelliğiyle dilleri susturacak, başları döndüreceksin Ve herkes anlayacak ki; arı sabrı olmadan bal yapılamaz Ve yine herkes anlayacak ki; derdi bal olanın, sabrı dağ olacak
6 days ago
|
|
|
deniz denizwrote:
Kırılan Kalp
Bir dal kırılırsa tekrar tutabilir Bir cam kırılsa belki tekrar yapıştırmak kabildir Bir kuşun kanadı kırılınca uçamaz zannedilir; iyileşince uçması mümkün Ya kalbin kırılışı, inkisara uğrayışı, bin parça oluşu, yok mu, ne onulmaz şeydir o? Sonsuz hayatı kaybettirir insana Maddi şeyler kırılınca yapıştırılır, birbiri ne tutturulur da yine bir şeye benzer Fakat manada öyle mi? Bir kere kırılan kalbin parçalarını hangi maharetli el birleştirebilir? Mevlanın nazar-gahı olan gönüldeki inkisar, yüzde teessürünü gösterince o gönlü almak ne kadar müşküldür artık Bazen bir söz, karşıdaki insanın dünyasını yıkar, harab eder Bazen bir bakış öldürür insanı Bazen de bir yüz ifadesiyle kaynar su dökülmüş gibi olur kişi başından aşağı “İlim ü amel ne fayda Bir gönül yıktın ise” dediği gibi şairin, büyük bir cürümdür gönül yıkış Hele hele hassas insanların kırılışı bambaşkadır Böyle kişilere karşı oldukça dikkatli hareket etmek gerekir En küçük kırıcı bir söz ve hareketten kaçınmalıdır insan Zira gönül yarasının merhemi yoktur Kırılan harab olan bir gönülden yükselen feryat da kabule karindir Hakkın katında Zira “Mazlumun ahı gökyüzüne kıvılcım şeklinde yükselir” buyuruyor Nebiler Nebisi İnsan ne kadar sert mizaçlı olursa olsun, eğer dikkat ederse gönül yıkmadan, kalb kırmadan, bir ömür sürebilir Hiçbir zaman “Tabiatını, huyum” diyerek atamaz bu vebali üzerinden Zira yapılan hareketlerde Mevla’ya karşı sorumluluğunu unutmamalı insan Ve hesap vereceğini İşte sert ve haşin mizaçlı, celadetli bir zat olan Ömer bin Hattab’ın sözü: “Ey Kabe! Seni bin kere yıksam tekrar yapabilirim Fakat kırılan bir kalbi asla!”
6 days ago
|
|
|
deniz denizwrote:
Besmele
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Bilcümle semâvi kitâbların anahtarı "Rahman, rahîm Allah adı ile"dir; yani besmeledir." (1) "Meşrû işlerin hangisi olursa olsun besmele-i şerîfe ile başlanmazsa hayrına ve tamamına nâil olunamaz, bereketsiz kalır." (2) "Bir vartaya düşdüğün vakit: "Rahman, rahîm Allah adıyla. Çok yüce ve çok büyük Allah'a sarılmaktan, O'ndan yardım dilemekten başka çâre yoktur!" demeğe devam et. Zîrâ Cenâb-ı Allah bunların hürmetine belâ ve musîbetlerin nicelerini def eder." (3) "Cehennemin başlıca me'murları olan ondokuz zebânînin azabından necât bulmak isteyen kimse Besmele'ye devam etsin." (4) Zirâ besmele ondokuz harftir. "Sizden biriniz evine girmek istediği zaman şeytan onu ta'kîb eder. O kimse evine girdiği zaman besmele ile girerse şeytan der ki: Bu evde bana girecek yer yok." (5) "Her günün sabahında ve her gecenin akşamında: "Allah'ın adiyle ki, O'nun adı sâyesinde ne semâda, ne yeryüzünde, hiç bir şey zarar veremez. O her şeyi işiden, her şeyi hakkıyle bilendir" diyen ve bunu üç defa tekrarlayan kimseye hiç bir şey zarar veremez' (6) "Allah'ın adı anılmadan yenilen her yemek ancak hastalıktır, onda bereket yoktur. Bunun keffâreti, eğer sofra ortada ise Bismillah diyerek devam etmekdir. Eğer sofrayı kaldırdı isen yine Bismillah deyip parmaklarını yalamandır." (7)
June 28
|
|
|
deniz denizwrote:
4 Şeyi Yapmadan Uyuma ..!
Birgün Rasulullah efendimiz (sav) Hz. Aise annemize öyle buyurdu: "Ey Aise! geceleri su 4 seyi yapmadan uyuma: 1)Kuran'i hatim etmeden. 2)Benim ve diger peygamberlerin sefatlerine kavusmadan. 3)Müminleri kendinden hosnut etmeden. 4)Hac etmeden. Aise (ra) "anam babam sana feda olsun, ben bunlari bu kisa müddet içinde nasil yapabilirim? deyince Rasulullah tebessüm etti ve: "Ya Aise ondan kolay ne var? 1)3 ihlas 1 Fatiha okursan Kuran'i hatmetmis olursun. 2)Bana ve diger peygamberlere salavat getirirsen sefaatime kavusursun. 3)Müminlerin affini dilersen onlari hosnut edersin. 4){Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilahe illallahi vahdehü la serike lek. lehül mülkü velehül hamdü ve hüve ala külli seyin kadir} tesbihini okursan hac sevabi gibi sevap alirsin.
June 27
|